Ümitler Tükenince Özgürleşir İnsan
Yoruldum yarına dert taşımaktan demiş bir şarkı. Şarkının gölgesi üzerimde, benden sonra yazılmış olsa benim için yazılmış derdim. Unutulmaktan korkuyorum, belki de çoktan unutuldum. Destek olamıyorum, desteğim yok, yıkılsam yere kaldıran yok. Devam etmeliyim, iki yaşam süresi devam etmeliyim, benden öncekilerde etmeli. Engel nedir? İnsanın fitili kısaslıkça kısalıyor, ne yazık ki örümcek beyinler bunun farkında değil. Fitile fitil eklenmeli, her şey zamanında yapılmalı zor da olsa
Boşuna mı geldik bu dünyaya
Yazmaz kalemim bazen, söylenemezlerde otururken uyanır ellerim, bebeğin memeye saldırdığı gibi başlar kalemim dilin izinden gitmeye. Anlatmak, haykırmak ister, yapar da, ama tüm anlaşılmazlığı ile, öyle ister çünkü karanlığın içinde bir gölgedir O!
Boşluk yanını doldurmaya uğraşır ümitsizce, ümitler tükenmişse özgürleşir insan, belki de o an tutsak olmuştur özgürlük maskesine, kim bilir? Özgürlükten anladığı nedir bilinmez. Belki bir aspirin içmek, belki pamuk almayı unutmak, hayır hiçbiri değil bir iz bırakmaktır özgürleşmek, çamurda değil, karda. Tertemiz, saf. Dört kollu değil anlatmak istediğim iki kollu iki bacaklı!
Kolay olandır iki bacağı iki kola çevirmek, omuzlar üzerinde bir yitiş, sönük bir bitiş. Meziyetlerim eziyetten başka bir şey vermez oldu. Anlamsızlık bulandı, anlam ayaklar altında. En yakınındaki ulaşamıyorsa sana sen zaten özgürsün, anlamsız, ayaklar altında bir özgürlük bu. Açmasın diye üzerinden bastırılan bir tohum, oturmasın diye dağlanan kaba eti gibi.
Her durakta duran yalnızlık bekçisiyim adeta, çok sık hatırlıyorum, ıslanmış düşlerim, kurusun diye astığım yerde, ne zaman baksam oradalar, ıslaklar. Güneşimde üşütüyor beni, işin acı tarafı ümitsizleştikçe özgürleşiyor insan.
Sebepli sebepsizlik içinde yaptığım her şey küçültüyor beni, o kadar küçülüyorum ki hiçbir aralıktan geçemiyorum. Geçmek yok bizde. Ya varsındır bu hayatta, ya da olmalısın. Bir ihtimal daha vardır olmak zorundasın. Ancak, ıslanmış düşlerle, dağlanmış kaba etiyle maddi-manevi dünyada ne kadar var olabilirsin? Bu cümleden sonra özgürleşme başlar, başlayan her şey bitmez
Yağmur var camlar kuru, halbuki işin zevki burada. Biraz daha özgürleşiyorum belki de tutsak oluyorum özgürlük maskesine. Kulağımın duyduğunu gözüm görmüyor, camlar hala kuru, ama duyuyorum.
İki şey korkutuyor beni, biri uzaktan biri yakından. Biri olursa, diğeri olmazsa kötü. Biri olmaz diğeri olursa iyi. Aynı şey değil mi? Değil ! Hayat bir sıra, uzaktan iyilikleri aldığımız, yakından ise kötülükleri aşmadığımız bir sıra. Keşke elimizde olsa
Beyaz, bir kat siyah ile kapatılırken, siyah, iki kat beyaz ile kapatılır. Bazen de kapatılamaz. O zaman özgürleşme başlar.
Umutsuzum, umutsuzluğumu bırakacağım bir parçam olmadığı için, olmayacağı için umutsuzum. Umutsuzluğum da şartlı budur.
Elveda bebeğim, doğmayanım, doğmayacağım, serin yanım, sakinleşme zamanım
Tedirgin Tepkiler
Bir parçalanıp bir birleşen ruhlar ve bedenler. Diğer yanda birleşen ruhların neşesi. Neresinde olmak gerek hayatın? Hep kıyılarda mı gezer siluetler? Bilmezler mi gerçek değiller.
Gerçek olmak, hem de hayatın tam ortasında. Zordur. Yorar insanı. Anlaşmalar, anlaşmazlıklar. Kırıklar sonra, hem de en camından. En tuz-buzundan. Böyle mi olmalıdır hep. Neden yakalanamaz hayatın göz kırpışları. Halbuki yüzde elli şansımız vardır.
Hep vardır yüzde elli. Doğru ya da yanlış. Yarı yarıyadır hayat. Bilirsin ya da bilmezsin. Zordur hayat.
Ama kolaydır hayat, sevince, sevilince,inanınca,bilince,geriye bir şey kalır zor olan, ayrılık.
Tedirgin tepkilerdir yan etkisi ayrılığın, baş ağrısı, kalp sıkışması da cabası. Gözün kapanınca açılır sevgilinin gözleri gözlerinde. Gözün kamaşır sonra, açarsın gözlerini ve göremezsin yarin gözlerini. İşte o zaman körleşirsin adeta. Kalp atışlarını hissedersin siddetle, yutkunursun. En bildiğin şey bilmediğin oluverir bazen, birden. Anlayamazsın. Anlayamazlığınla yutkunursun bir kez daha.
Sizdeyim
Seni sevmek bazen güzelliğinden inanılmaz, ama her zaman çok güzel.
İsteklerim isteklerin olsun, tersi de olsun. Beraber isteyelim her şeyi. Kendimizde olalım ama hep beraber olalım. Sahranın memesi düştüğünde yarış edelim seninle. O küçücük ellerini beraber büyütelim. Doğar doğmaz hissetsin birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizi. Sevinsin şuursuzca da olsa. Kendini hep şanslı hissetsin. Sevmeyi öğretelim Ona. Şefkati öğretelim. Şımartmayalım ama asla. Annesi gibi kendine güvenmesini öğretelim. Yaşayarak, hissettirerek öğretelim hepsini.
Kocaman gözbebekleriyle bakalım Ona, bakalım ki daha iyi anlasın, hissetsin. Güzel ikilemlere düşelim. Hiç teke düşmeyelim.
Hep beraber, hep SEVELİM, hep SEVİLELİM
Sizdeyim DİYELİM
(03.06.2004 Perşembe)
Kulak Kulağa
Kulak kulağa susalım seninle. Seninleyken susmak acı vermesin bana. Seninleyken uyumak ta yakmasın içimi. Neşene katılamıyorum zaman zaman biliyorum. Suskunluğun ortasında bağıralım seninle, yeter ki iyi bir şey olsun, korkutmasın. Rahat olalım aşkım, hiç sıkmayalım kendimizi. Sıktıkça ben kendimi, içimdeki sen acıyorsun. Ne kanasın ne de kanatsın istiyorum. Hep sende olduğumu bilmeni istiyorum ve korkmuyorum
Hafta sonları daha bir çöker insanın içine. O çöküntü yer insanı. Eller bir uzanır bir çekilir. Ama gideceği yer daha en başından bellidir. Ve buluşur kulaklar. Burkulur kalpler. Bazen açar çiçekleri yüreklerin, hem de en tazesinden. Ayrılır sonra kulaklar. Bu sefer sıkıntıdır çöken. Eller bir uzanır bir çekilir. Bu hep böyle sürer gider
(04.06.2004 saat:19:35)
Kapı Otobüs ve Dudakların
Çok güzeldi deyişin yankılanıyor kulaklarımda. Bir müddet konuşma n`olur !
Karışıyor sesin. Anlayamıyorum. Anlamsızlığın içinde anlamsızlaşıyorum. Konuşma n`olur, ya kötü bi`şey dersen.
Uzun bir kuyruğu rahatlatan kapı gibi açılsın dudakların, o kuyruktaki insanların sevinci gibi yayılsın sesinin neşesi hep. Ve ulaşsın bana mutlaka.
Seni bana getiren otobüs kapısı gibi kapansın dudakların. İçindeki insanların kavuşma heyecanı ve sevinci gibi coşsun dudaklarının suskunluğu. Ve ulaşsın bana o otobüs mutlaka… (04.06.2004 saat:19:22)
Gözlerine Yazmak
Hiç bu kadar güzel olmamıştı belki de gece yarısı uyanışlarım. Daha önce hiç özlememiştim ezoyu. Sen, uyanışlarımda bana huzur verirken, benim uyanışlarına verdiğim huzursuzluk gelince aklıma, boğuluyorum adeta.
Hatasız kul olmaz biliyorum. Geri getiremeyeceğim, düzeltemeyeceğim eksikliklerim, hatalarım olsun istemiyorum asla. Acı veriyor böyle durumlar bana.
Biz hak ediyoruz aşkım. En güzel şeylerin içinden istediklerimizi hak ediyoruz. Seçme hakkımız var.
Seninle anlam bulan yazılarım var benim. Benim yazım sensin çünkü. Benimsin, seninim,bizimiz
Seni sevmenin kıyısında değil tam ortasında olmak istiyorum. Hak ettiğin her şeyi vermek istiyorum sana ve hep iyi şeyler onlar.
İçimde olmanın huzuruyla daha bir yakınım sana.
Uzağız aşkım. Fiziken uzağız. Az kaldı inan bana. Hissetmeye az kaldı. Hissedilmeye az kaldı. Gözlerine yazmaya az kaldı bu satırları
Ben Seni Özlemedim ki !
Ben seni özlemedim ki Kıyafetlerimin üzerinde saçlarını aradım sadece. Kuruyan dudaklarımı ıslatamadım. İçim sıkıştı, boğazım düğümlendi zaman zaman, fırtınanın ortasında bir kayık oldum bazen, bazen de su birikintisinde bir koca gemi Çay içtim verdiğin kupadan hem de hiç içmediğim kadar. Çayım boyumu aştı, yeniden karşıma çıkacak mısın? Tek geçtim beraber geçtiğimiz yerlerden içimdeki bir “cız” sesi eşliğinde. Tekrar ve daha gür yağmak üzere, duygularımın yoğunlaştığı doğruydu. Alev alev yandığımın gerçekten doğru olduğu gibi. Elimizin öpüştüğü son andan, son derece kısa bir süre sonra gözlerimde yoktu cismin, içimdeki sevinç ve huzur gibi. Gidene birşey olmaz belki. Peki giden kişi hala sendeyse, seninleyse, evdeki suyun bittiğini, dolapta pirincin olduğunu, cezvenin hangi dolapta olduğunu biliyorsa, ekmeklerin 5′te daha hızlı kızardığını, mercimek çorbasının geç pişmesinin bile çok güzel olabileceğini çünkü insanın her an gece saat 3:00′de uyanabileceğini, dolapta bir bira olduğunu ama açacak olmadığını, alamadığı, sunamadığı çiçeklerin içinde boğulduğunu, beyaz çizgili kırmızı pijamanın sana ne kadar çok yakıştığını ve bunu söylememiş olmanın burukluğunu düşünüyorsa. Gidene yine birşey olmaz mı? Olmazsa bütün bunları düşünebilir mi? Sevgisine, kendisine ters düşmüş olmaz mı? Kendisine saygısını yitirmez mi? Yine acımaz mı içi? Seçenek yok. Gidenlerin de acır 5 Gün Rüya değil gerçekti. Otantik bir karmaşıklıkla başladı belki de ilk gün. Heves olmadığını, sapkınlık olmadığını, bir ispat çabası olmadığını, zaten güçlü olduğumu anladıktan sonra çözüldü her şey. Sıra bunu göstermeye gelmişti. Gösterebildim mi dersen, beni tatmin etmediğini söyleyebilirim. Bazen benim seni -istemeden de olsa- hissedemediğim gibi sende hissedemedin belki kararlılığımı, sevgimin şiddetini, haklısın Dün belki de ilk kez beni mecburiyete götürecek bir otobüsün erken gelişine üzüldüm. Sigara yakmama bile gerek kalmamıştı. Seninle yarım saat beklediğimiz pizzayı özledim o an. Seni değil ki Üçüncü gün müydü, dördüncü gün müydü tam olarak bilemiyorum -Hatırlamak istemememden olsa gerek- daha önceden de tattığım bir pişmanlık yaşadım. Asıl amacım olan seni anlamayı unuttum. Üzeceğim son kişiyi üzdüm. “Ben o an öldüm” dediğinde asıl ben öldüm. İçim ağladı. Hissettin mi?… Ben beğendiğim hiç bir şeyden pişmanlık duymadım. Bu kez de gelenek bozulmadı. İçim büyüdü. Daha rahat girebilesin diye İnsanlar bilmediklerinden korkarlar. Benden korkma . Elin üşüyor mu diye düşünmekten alamıyorum kendimi, kızma n’olur. Zayıflık mıdır bu? Belki 8-10 yıldır oralet içmiyordum ben. Zayıflık bu mudur? Çok sevmek midir zayıflık? Seven insan zayıflar mı? Cesaret, her şeye rağmen sevmek ve onun için savaşmak mıdır yoksa, unutmaya çalışmak mıdır? Kendimi nasıl unutucam peki? İnsan kendini unutabilir mi? Klavyemdeki e’yi bozasım geldi bugün, seni daha iyi anlamama yardımcı olması için. Ben hep iyi olduğum için terk edildim, kötü yönlerimi de gör, sonra da herkesin sevilecek, tutunulacak bir yanı vardır de Anlamak kadar anlaşılmak da güzel şey. Çift yönlü bir yol bu, bazen arada refüjler olabilir, yol tek yöne inebilir, dalgalanabilir hayat. Ama ilerde yolun tekrar çift yöne döneceği bilinirse o yol çabuk gelir. En kısa, en emin yol bildiğin yoldur Ben seni özlemedim ki, parmaklarımı çıtlatamıyorum, resmine bakarken gözlerim buğulanıyor. “Sensizlikten olsa gerek” diyen şarkıyı dinliyorum. Kaloriferin üzerine terlik atma yarışması yapıyorum kendi kendime, beceremiyorum. Düne kadar kimse bana “çok sigara içiyorsun, yakma” demiyordu. Şimdi her sigara yakışımda biri fısıldıyor kulağıma. İçim ısınıyor 9 Şubat, 10 Mart Şimdide 11 Nisanı merak ediyorum O gün de bunlar gibi güzel olacak mı? Umarım Eline krem sürmedin di mi yine, ellerimde yok ne olur sonra narin ellerin Ben seni özlemedim ki, ısınamıyorum geldim geleli, üşüyorum, kalbim titremese donarak ölürüm herhalde. Parmağımın ucunda yürüyerek kahvaltı hazırlamak istiyorum. Ispanak yemeğinin -soğuk da olsa- en sevdiğim yemeklerden olduğunu bilmiyordum. Çok güzel geçen bir 5 gün ve geceydi. Hayatım boyunca unutmayacağım desem, zayıflık mıdır bu? Ben seni özlemedim ki, sadece kendimi özledim Çünkü SENDEYİM
Dilsiz Sigara
Ah bir dili olsa şu meredin. Ciğerlerime kadar tanır beni. Pek iyi niyetli değildir ama tek kelime etmez insana, yermez insanı, üstüne gelmez. En gizli sırlarını bilir ve bir başkasına söylediği görülmemiştir. Nefes alışlarımın arasındaki duman eşliğinde yazıyorum bu kelimeleri ve cümle oluyorlar birer birer. Sende gir ciğerlerime kadar, dinle atışını kalbimin. Paralı dostlara bırakma beni… Yardım et…
Hani demiş ya Tanju Okan bir şarkısında “param olmasa yüzüme bakmaz.”
Öyle anlar oluyorki çekip gideyim diyor insan, sıkışıyor dört duvar arasına, yanımda bir paket sigaramda varsa değmeyim keyfime. Dinlesin seni dilsiz sigara sabaha kadar. Şunun şurasında sabaha ne kadar var…
Anlaşılamayangiller !
Böyle bir kitle var. Hem de hiç azımsanmayacak sayıda. Ben de bunlardan biri olduğumu hissediyorum zaman zaman. Anlatamamaktan mı kaynaklanıyor yoksa karşındakinin alıcılarından mı kaynaklanıyor çözemedim bir türlü. Taassup fikir ve düşünceler belki de sebebi. Sen anlatıyorsun fakat sözylediğin bir kelime karşındakinin anlamak istediği kadarı geçemiyor bir türlü. Nereye kadar anlatabilir insan. Belki ölene kadar belki de zaten ölmüştür de haberi yoktur…
Beklenenler
Birçok şey olabilir. Belki bir gün, belki bir ay, belki bir yıl. Belki de bir kişi. Sayarsın ve beklersin. Garip olan ikisini de aynı anda yapma zorunluluğudur. Saymadan duramazsın ve beklemek zorundasın…

